Bu yazıyı yayınlayıp yayınlamayacağımı henüz bilmiyorum. Uzun zaman oldu bir şeyler karalamayalı. Tabii blog yazmaya tam olarak karalama denemez ajandama hala ufak tefek yazılar yazıyorum ama hepsi Korece olduğu için Türkçe duygu ve düşüncelerimi ifade etmeyeli uzun zaman olmuş.
Corona yüzünden eve tıkıldığımız ...
Diyeceğimi sandınız ama cümlenin devamını böyle getirmeyeceğim.
Corona sayesinde evde dinlenme fırsatı bulduğumuz bu günlerde ...
Diye devam etmek istiyorum. Hastalıktan etkilenen binlerce insan olduğunu billiyorum. Hatta bu yazıyı yazdığım sırada kontrol ettiğim kadarıyla tüm dünyada vaka sayısı 2,430,733 müş. Tabii ki ben de herkes kadar endişeliyim. Ben de ücretsiz izin almak zorunda kaldığım için ekonomik olarak sıkışığım. Bir çoğunuz gibi ben de ailemle beraber yaşadığım için ara sıra tartışıyor nasıl geçecek bu kadar zaman bu evde diyorum.
Ama...
Biliyorum ki belki de hayatımın hiç bir döneminde böyle bir fırsatım olmayacak. Dizi izlerken yarın da iş var saat geç olmuş deyip dizinin en heyecanlı yerinde kapatmak zorunda olmadığım. Haftanın 6 günü çalışan biri olarak pazar sabahları ne kadar uyumak istesem de alarmsız erkenden uyandığım günleri geride bırakıp alarmsız geç saatlere kadar uyuyabildiğim.2 sene Kore yemekleri kursuna gidip canım çok çektiği halde akşamları yorgun argın eve gelip bu saatten sonra da yemek yapılmaz diye hasret kaldığım yemekleri her istediğimde yapıp yiyebilip sınırsız kilo aldığım.(Kabul ediyorum sonuncusu çok şükredilecek bir şey değil 😅) Uzun zamandır okumak istediğim kitapları okumaya vakit bulduğum. Aslında çoook basit bir çok şeyi istediğim kadar yapabildiğim bir dönemi bir daha yaşayabileceğimi sanmıyorum. Umarım da yaşamam ama içinde bulunduğum durumu kendi lehime çevirerek mutlu olmak
benim elimde...
Bugünlerde ne mi yapıyorum ?
Bol bol kendimi dinliyorum. Dizi izlerken dizi karakterlerinde Tv show izlerken hayran olduğum ünlüde , kitap okurken yazarın iç dünyasında kendimi arıyorum.
Bulabildim mi ? Hayır.
Hala arıyorum. Ama o kadar çok yol katettim ki.
Her gün yeni bi benle karşılaşıyorum. Yaşamın telaşıyla farkedemediğim ben bir gün çok duygusal oluyor bir gün çok hırçın. Bir gün o kadar gülüyor ki gözünden yaş geliyor bu benim.
İnsan kendinin farkına yeni varır mı ? Varır tabii. Beni gerçekten üzen, sinirlendiren, hayal kırıklığına uğratan şeyleri beni asıl mutlu eden şeyleri farkına vardığım için kendimin farkına da yeni varıyorum.
Önceden geçen zaman beni çok üzer korkuturdu. Herkes 4 senede mezun oluyor benim 6 sene sürdü okulum. Herkes 30 ndan önce tüm dünyayı gezdi benim gidebildiğim tek ülke Kore . Herkes mezun olur olmaz doktoraya başladı ben hala kararsızım.
Sonra farkettim ki herkesin hayat hikayesi farklı...
Ben herkes değilim.
Ben tüm bu farkındalıklara 28 yaşımda vardım.
Belki sen daha 17 nde varmıştın. Belki de hala bu satırları okurken bu kız ne saçmalıyor ya diyorsun ya hah işte muhtemelen senin maceran daha başlamadı bile.
Geçen gün bir postta gördüm.
"Bazen etrafındaki insanlar senin yolculuğunu anlamayacaklar, anlamaları da gerekmiyor çünkü bu senin yolculuğun. "
Tabii ki yolculuğu beraber yürümek istediğimiz insanlardan bizi anlamalarını, elimizi tutmalarını bekleriz. Bu ailemiz olabilir , sevgilimiz, eşimiz, arkadaşımız olabilir. Ama eğer sizi anlamıyorlarsa bırakın hiç yük olmasınlar size. Onları yolculuğunuza beraber çıkmaya zorlamayın. Hiç bir zaman sizin olmayan bir yolculuğa da çıkmayın .
Kendi yolculuğumuzda yolumuzu bulmak bile zorken başkalarınınkinde kaybolmamamız , kendimizi kaybetmememiz mümkün mü ?
Hadi bu boş zamanımızı güzel değerlendirelim ve kendimizi bulalım , kendi yolculuğumuzu , gitmek istediğimiz yolu ; yolları uzun uzun düşünüp hayal edelim.
Günde 15 dakika bile olsa kendimize vakit ayırmayı , kendimizi dinlemeyi unutmayalım.
İçimizde ne mucizeler var bilemezsiniz.
Fighting!!


Yorumlar
Yorum Gönder